KOMŞUSU AÇKEN TOK YATANIN MÜSLÜMANLIĞI NEREDE, İNSANLIĞI NEREDE?
KOMŞUSU AÇKEN TOK YATANIN MÜSLÜMANLIĞI NEREDE, İNSANLIĞI NEREDE?
Nevzat AKSOY
Değerli okuyucularımız
Serveti saymakla bitmeyen, ama bir yoksulun gözyaşını silecek kadar merhameti bulunmayan insanlara birkaç sözümüz var!
Komşusu açken kendisi tok yatan bir insan, hangi vicdanla başını yastığa koyar? Bir evde sofralar çeşit çeşit yemeklerle donatılırken, birkaç sokak ötede bir anne çocuğuna verecek bir lokma ekmek bulamıyorsa; bir insanın serveti her geçen gün katlanırken, başka bir insan çaresizlikten ne yapacağını bilemiyorsa, burada yalnızca ekonomik bir uçurum değil, aynı zamanda derin bir vicdan ve merhamet uçurumu vardır.
İnsanın cebindeki paranın çokluğu değil, yüreğindeki merhametin büyüklüğü onu insan yapar.
Bugün öyle insanlar var ki paralarının hesabını bilmiyor, servetlerinin sonunu göremiyor, bir ömür boyunca tüketemeyecekleri kadar mala mülke sahip oluyorlar. Lüks içinde yaşıyor, en pahalı sofralarda yemek yiyor, bir gecede harcadıkları parayla bir ailenin aylarca geçinebileceğini düşünmeye bile tenezzül etmiyorlar. Fakat yanı başlarında borç batağına saplanmış, kirasını ödeyemeyen, evladının ihtiyaçlarını karşılayamayan, hastasının ilacını almakta zorlanan insanlar bulunuyor.
Peki, soruyorum: Bu kadar imkânın içinde yaşayıp da başkasının çaresizliğine karşı duyarsız kalmak, hangi vicdana sığar?
Elbette hiç kimse sahip olduğu her şeyi başkalarına dağıtmak zorunda değildir. Ancak insanın imkânı varken, gerçekten yardıma muhtaç birinin hâlini görmezden gelmesi; üstelik bunu yaparken hiçbir rahatsızlık duymaması, üzerinde düşünülmesi gereken ağır bir ahlaki meseledir. Çünkü merhamet, yalnızca insanın kendisi sıkıntıya düştüğünde hatırladığı bir duygu değildir. Merhamet, başkasının acısını kendi kapısına gelmeden de hissedebilmektir.
Peki, Müslümanlık yalnızca sözden mi ibarettir?
Diline dini dolamak kolaydır. İbadetlerinden söz etmek, dini kavramları kullanmak, insanlara ahlaktan ve maneviyattan bahsetmek de kolaydır. Asıl mesele, bütün bunların insanın davranışlarına ne kadar yansıdığıdır.
Bir insan ibadet edebilir, dini vecibelerini yerine getirebilir. Fakat aynı insan, yoksulun feryadına kulaklarını tıkıyor, yetimin başını okşamıyor, borçlunun yükünü hafifletmiyor, açın sofrasına bir lokma koymak için hiçbir gayret göstermiyorsa, kendi vicdanını ciddi biçimde sorgulamalıdır.
Çünkü İslam, yalnızca kişinin kendisiyle Allah arasında yaşadığı bir inanç meselesi değildir; aynı zamanda kul hakkını, adaleti, merhameti, paylaşmayı ve ihtiyaç sahibini gözetmeyi de emreden bir ahlak anlayışıdır.
Peygamber Efendimiz’in şu uyarısı ne kadar açıktır:
“Sizden biri, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.”
(Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71-72)
Şimdi insan kendi kendine sormalıdır: Ben kendim aç kalmak istemiyorsam, bir başkasının açlığı beni neden rahatsız etmiyor? Ben çocuğumun geleceği için endişeleniyorsam, başka bir anne babanın çaresizliği neden içimi sızlatmıyor? Ben hastalandığımda yardım bekliyorsam, başkasının hastalığı karşısında neden duyarsız kalıyorum?
İşte insanın kendisiyle yüzleşmesi gereken yer tam da burasıdır.
Hiç kimsenin inancını ölçmek, kimin imanının kabul edildiğine karar vermek bize düşmez. Fakat herkesin davranışlarını, vicdanını ve insanlara karşı sorumluluğunu sorgulama hakkı vardır. İnanç iddiası büyük olanın, merhamet ve ahlak sorumluluğu da büyük olmalıdır.
Servetin büyüklüğü değil, sorumluluğun ağırlığı önemlidir!
Ey servetinin hesabını bilmeyen, fakat bir ihtiyaç sahibine yardım etmeyi aklından bile geçirmeyen insan!
Bir düşün! Sahip olduğun evler, arabalar, arsalar, bankalardaki birikimler ve gösterişli hayatın sana ne kazandırıyor? Bir insanın duasına vesile olamıyorsan, bir çocuğun yüzünü güldüremiyorsan, çaresizlik içinde kıvranan bir ailenin yükünü hafifletmiyorsan, bütün bu zenginliğin insanlık adına ne anlamı var?
Elbette helalinden kazanmak, çalışmak, birikim yapmak ve zengin olmak ayıp değildir. Zenginlik tek başına bir suç, yoksulluk da tek başına bir erdem değildir. Asıl mesele, insanın sahip olduğu imkânları hangi ahlakla kullandığıdır.
Bir insan servetinin bir kısmıyla onlarca ailenin kirasına katkıda bulunabilir. Bir başka insan, bir öğrencinin eğitim masraflarını karşılayabilir. Bir başkası, borçları altında ezilen bir esnafa destek olabilir. Bazen bir ailenin mutfağına bırakılan bir pazar poşeti, bazen ödenen bir fatura, bazen de kimseye duyurulmadan yapılan küçük bir yardım, bir insanın hayata yeniden tutunmasını sağlayabilir.
Fakat bazıları için başkasının derdi, yalnızca uzaktan seyredilecek bir manzaradan ibarettir. Yoksulluğu görür ama görmemiş gibi yapar. Yardım isteğini duyar ama işitmemiş gibi davranır. Bir insanın çaresizliğini bilir ama kendi konforunun bozulmasını istemez.
İşte insanı asıl küçülten, parasının azlığı değil; imkânı olduğu hâlde merhametini esirgemesidir.
Bir sofrada artan yemekler çöpe giderken başka bir sofrada çocuklar aç yatıyorsa, bir insan sırf gösteriş uğruna ölçüsüz harcamalar yaparken bir başkası temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa, hepimizin durup düşünmesi gerekir. Buradaki mesele, herkesin aynı hayatı yaşaması değildir. Mesele, bir insanın bolluk içindeyken başkasının yokluğuna karşı tamamen kayıtsız kalabilmesidir.
Unutmayın: Yoksulun ihtiyacı, zenginin gösterişinden daha gerçektir!
İnsanlar bazen yardım ettiklerinde bunu herkese duyurmayı, yaptıkları iyiliği bir itibar aracına dönüştürmeyi severler. Oysa gerçek yardım, çoğu zaman sessizdir. İhtiyaç sahibini incitmeden, onu minnet altında bırakmadan, gururunu kırmadan yapılır.
Bir yoksulun başına kakılarak verilen yardım, onun yarasını sararken onurunu da incitebilir. Gerçek merhamet, yalnızca el uzatmak değil; el uzatırken karşısındaki insanın haysiyetini de korumaktır.
Kur’an-ı Kerim’de Bakara suresinin 177. ayetinde iyiliğin yalnızca şekilden ibaret olmadığı; Allah’a imanla birlikte malı, sevgi ve bağlılığa rağmen yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara ve ihtiyaç sahiplerine vermenin de iyiliğin bir parçası olduğu bildirilir.
Demek ki mesele yalnızca neye inandığını söylemek değildir. Mesele, inandığın değerlerin hayatında ne kadar yer tuttuğudur.
Bir insanın serveti büyüdükçe sorumlulukları da artabilir. Çünkü elindeki imkânlar, başkasının yükünü hafifletmek için bir fırsat sunar. Elbette her varlıklı insan duyarsız değildir; sessizce, gösterişsizce yardım eden nice insan vardır. Onların varlığı, merhametin hâlâ yaşadığının en güzel kanıtıdır. Eleştirilmesi gereken, zenginlik değil; zenginliğin insanı başkalarının acılarına kör hâle getirmesidir.
Bir gün herkes kendi vicdanıyla baş başa kalacak!
Bugün gücüne, parasına, makamına ve çevresine güvenen insan, yarının ne getireceğini bilemez. Hayatın şartları değişebilir. Sağlık elden gidebilir, işler tersine dönebilir, servet tükenebilir. Dün yardım bekleyen insanın yerinde bugün kendisi olabilir.
İnsan, başkasının çaresizliğini küçümserken kendi hayatının da bir gün aynı sınavla karşılaşabileceğini unutmamalıdır.
Kimseye tepeden bakma! Kimsenin yoksulluğunu küçümseme! Bir insanı parasızlığı yüzünden hor görme! Yardım isteyen birini aşağılayarak kapından gönderme! Çünkü insanın değeri banka hesabıyla, giydiği kıyafetle, bindiği arabayla ölçülmez.
Asıl zenginlik, başkasının acısını hissedebilmektir. Asıl güç, elinden tutabileceğin bir insanı yalnız bırakmamaktır. Asıl büyüklük, iyilik yaparken karşılığında alkış beklememektir.
Bir insanın cebinde milyonlar olabilir; ama yüreğinde merhamet yoksa, o servet onun ahlakını kendiliğinden büyütmez.
Ve bir insanın maddi imkânları sınırlı olabilir; fakat paylaşacak küçük bir şeyi varsa, bir başkasının derdini dinliyor, elinden geleni yapıyor ve insanların acısına kayıtsız kalmıyorsa, insanlık adına çok büyük bir değer taşıyor demektir.
Son söz: Kendinize Müslüman demeden önce, vicdanınıza bir sorun!
Komşunuz açken sizin tok olmanız tek başına bütün hikâyeyi anlatmaz. Fakat komşunuzun aç olduğunu bildiğiniz, yardım edebilecek imkâna sahip olduğunuz ve buna rağmen hiçbir sorumluluk hissetmediğiniz hâlde, merhamet ve ahlak konusunda kendinizi sorgulamıyorsanız, ortada ciddi bir çelişki vardır.
Dinin adını anmak kolaydır; dinin ahlakını yaşamak zordur. Merhametten bahsetmek kolaydır; merhameti davranışa dönüştürmek emek ister. İyilik üzerine nutuk atmak kolaydır; hiç kimse görmezken bir ihtiyaç sahibinin elinden tutmak ise gerçek bir karakter meselesidir.
Kimse sizden bütün servetinizi dağıtmanızı istemiyor. Kimse sizden kendi ailenizi ihmal etmenizi beklemiyor. Fakat elinizde imkân varken bir insanın açlığını gidermek, bir çocuğun eğitimine katkıda bulunmak, bir hastanın yükünü hafifletmek veya borç altında ezilen bir aileye destek olmak mümkünse, neden bunu yapmayasınız?
Neden bir insanın yüzünü güldürmek yerine gösterişe para harcayasınız? Neden bir sofrayı paylaşmak yerine israfı tercih edesiniz? Neden başkasının acısına sırtınızı dönüp sonra kendinizi merhametli bir insan olarak göresiniz?
Unutmayın: Allah katındaki hesabı hiç kimse başkası adına veremez. Ancak insan, dünyada yaptığı tercihlerin ve başkalarına karşı sergilediği davranışların ahlaki sorumluluğunu taşır.
Malınız, mülkünüz, makamınız ve şöhretiniz bir gün geride kalacak. Geride kalan, yalnızca ne kadar biriktirdiğiniz değil; nasıl yaşadığınız, insanlara nasıl davrandığınız ve imkânlarınızı ne için kullandığınız olacaktır.
O hâlde insan, önce kendi vicdanına bakmalıdır.
Komşusu açken onun açlığını umursamayan, yoksulun feryadını duymayan, çaresizin elinden tutmayan, sahip olduğu imkânlarla yapabileceği iyiliği bile bile esirgeyen insan, kendisine şu soruyu sormalıdır:
Ben gerçekten nasıl bir insanım? İnandığımı söylediğim değerleri hayatımda ne kadar yaşatıyorum?
Çünkü mesele yalnızca Müslüman olduğunu söylemek değildir. Mesele; Müslümanlığın gerektirdiği merhameti, adaleti, paylaşmayı ve kul hakkına duyarlılığı hayatına yansıtabilmektir.
Ve son olarak şunu unutmayın: Bir insanın zenginliği, kaç kişiye üstünlük taslayabildiğiyle değil; kaç insanın yükünü hafifletebildiğiyle anlam kazanır.
Paranız çok olabilir. Ama merhametiniz yoksa, dönüp bir kez daha düşünün. Çünkü bu dünyada servetinizle ne kadar gösteriş yaptığınızdan çok, insanlığınızla ne bıraktığınız önemlidir.
Komşusu açken tok yatan insan, önce sofrasına değil, vicdanına bakmalıdır!
Vesselam
Nevzat AKSOY
