BOZULAN GENÇLİK Mİ, TERK EDİLEN EMANET Mİ?
BOZULAN GENÇLİK Mİ, TERK EDİLEN EMANET Mİ?
Nevzat AKSOY
Değerli okuyucularım, hepinizi dua ve selamla selamlayarak yazıma başlıyorum.
Bir milletin çöküşü ne sınırda başlar ne de ekonomide… Çöküş, üniversite sıralarında başlar. Gençliğini kaybeden bir devlet, geleceğini çoktan toprağa vermiş demektir. Bugün üniversite öğrencisi ilmin, irfanın ve şahsiyetin temsilcisi olması gerekirken ahlâksızlığın, umursamazlığın ve kimliksizliğin açık hedefi hâline gelmiştir. Bu bir tesadüf değil, yıllardır biriken açık bir ihmaldir.
Devlet, gençliği yalnızca diploma fabrikalarına hapsetmiş; ruhunu, ahlâkını ve istikametini kaderine terk etmiştir. Oysa Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, herkesin bir emanet taşıdığını ve yönetenlerin güttüklerinden sorumlu olduğunu açıkça bildirmiştir. Bu uyarı, özellikle yönetenlere indirilen ilâhî bir ikazdır. Üniversite gençliğinin içine sürüklendiği yozlaşma, “gençler bozuldu” denilerek geçiştirilemez. Asıl soru şudur: Bu gençliği kim sahipsiz bıraktı?
Bugün gençlik madde bağımlılığı, manevî boşluk ve ahlâkî savrulma ile kuşatma altındadır. Devlet ise çoğu zaman seyirci, aileler ise çaresiz bırakılmıştır. Oysa gençliğin bozulması sadece bireysel bir tercih değil; yanlış politikaların, ilgisizliğin ve denetimsizliğin doğal sonucudur. Gençliği korumayan bir sistem, aslında suça, yozlaşmaya ve çöküşe kapı aralamaktadır.
İslam, gençliği en stratejik güç olarak görür. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, insanların çoğunun sağlık ve boş vaktin kıymetini bilmediğini ifade ederek gençlik döneminin ne kadar hayati olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Üniversite yılları boş vakitle dolu ama yönsüz bırakılmış bir çağdır. Devlet bu boşluğu ilimle, kültürle, ahlâkla ve yüksek ideallerle doldurmazsa, o boşluğu bataklıklar doldurur. Sonra da kimsenin “Gençlik neden bozuldu?” diye sormaya hakkı kalmaz.
Burada ailelere de ağır bir sorumluluk düşmektedir. Aile, yalnızca çocuğunu üniversiteye göndermekle görevini tamamlamış sayılmaz. İnancını, ahlâkını ve duruşunu vermediği evlat; üniversite kapısından içeri girer girmez savrulmaya mahkûm olur. Devlet aileyi, aile de evladını yalnız bırakamaz. Bu zincirin kopması, neslin kaybolması demektir.
Daha acısı şudur: Gençlikten yalnızca üretmesi, çalışması ve itaat etmesi bekleniyor; fakat korunması, desteklenmesi ve inşa edilmesi ihmal ediliyor. Oysa Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kıyamet kopuyor olsa bile eldeki fidanın dikilmesini öğütleyerek umudu ve sorumluluğu gençliğe bağlamıştır. Gençlik o fidandır. Devlet, bu fidanı kurda kuşa terk edemez.
Barınma, beslenme, eğitim, kültür ve manevî rehberlik devletin asli görevidir. Gençliği yalnızca ekonomik rakamlarla değerlendiren anlayış iflas etmiştir. Bu bir lütuf değil, ağır bir sorumluluktur. Aksi hâlde yetişen nesil ne bu millete kök salar ne de bu toprağa meyve verir.
Sert konuşmak gerekiyorsa konuşalım. Gençliğini ihmal eden devlet, geleceğini intihar ettirir. Ahlâkı olmayan bir diploma, silahsız bir ordu gibidir. Ruhu eğitilmeyen zihinler, zamanı gelince bu millete yük olur. Bugün alınmayan tedbirler, yarın telafisi mümkün olmayan felaketlere dönüşür.
Son söz nettir. Devlet ve aile, bozulan gençliğe birlikte ve kararlılıkla el atmalıdır. Özellikle devlet, göstermelik değil; köklü, ciddi ve tavizsiz tedbirler almak zorundadır. Çünkü kaybolan her genç, kaybolan bir yarındır. Gençlik korunmazsa, yarın korunacak bir vatan da kalmaz.
Vesselâm.
Nevzat AKSOY
