ADALET AYAĞA KALKMADAN HUZUR AYAĞA KALKMAZ
ADALET AYAĞA KALKMADAN HUZUR AYAĞA KALKMAZ
Nevzat Aksoy
Değerli okuyucularım, hepinizi dua ve selamla selamlayarak yazıma başlıyorum.
Emekli maaşlarının bir ayı değil, bir haftayı bile taşımadığı; asgari ücretlinin emeğinin daha cebine girmeden eridiği bir ülkede mesele artık rakamların değil, vicdanların meselesidir. Evine ve ocağına devletin merhamet ışığı hiç düşmemiş milyonların sessizliği, aslında en gür haykırıştır. Bu sessizlik; sabrın değil, çaresizliğin adıdır.
Devlet, sadece güçlü olanı koruduğunda devlet olur sanan anlayışlar tarih boyunca çökmüştür. Oysa devlet; en zayıfın duasında ayakta kalır. Bugün emeklinin sofrasında eksilen ekmek, yarının toplumsal huzurundan eksilen adalettir. Bugün asgari ücretlinin çocuklarına mahcup bakışı, yarın bu ülkenin vicdanına tutulmuş bir aynadır.
Unutulmamalıdır ki adalet, sadece mahkeme salonlarında değil; mutfaklarda, pazarlarda ve faturaların önünde de tecelli eder. Bir annenin çocuğuna “sonra alırız” dediği her ihtiyaç, bir babanın başını öne eğerek sustuğu her an, adalet terazisinde ağır bir yüktür. Bu yük görmezden gelindikçe toplumun sırtındaki kambur büyür, devlet ile millet arasındaki güven derin yaralar alır.
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki:
“İşçiye ücretini, teri kurumadan veriniz.”
(İbn Mâce)
Bu hadis, sadece bir iş ahlakı öğretisi değil; aynı zamanda bir yönetim ölçüsüdür. Emeğin karşılığı zamanında ve insanca verilmezse, geciken her hak zulme dönüşür. Zulüm ise ister saraylarda ister sofralarda gizlensin, er ya da geç bir vebal olarak geri döner.
Bugün gelinen noktada yapılması gereken; küçük düzenlemelerle vakit kazanmak değil, büyük bir seferberlikle adaleti ayağa kaldırmaktır. Emekli maaşları ve asgari ücret, “hayatta kalma” sınırında değil, “insanca yaşama” eşiğinde belirlenmelidir. Aksi hâlde yapılan her açıklama, aç kalan sofralarda yankısız kalacaktır.
Bugün yönetmek; sadece karar almak değil, sorumluluk almaktır. Sorumluluk ise güçlüden yana değil, haklıdan yana durabilme cesareti ister. Çünkü sosyal devlet, rakamlarla değil; merhametle ölçülür. Emekliyi sadakaya, asgari ücretliyi borca mahkûm eden hiçbir düzen sürdürülebilir değildir. Bu bir siyasi tercih değil, tarihî bir hakikattir.
Şu gerçek artık açıkça görülmelidir: Açlık sabırla, yoksulluk hamasetle, geçim derdi söylemle yönetilemez. Toplumun geniş kesimleri için hayat bu kadar ağırlaşmışken suskun kalmak tarafsızlık değil, adaletsizliğe ortak olmaktır. Bugün atılacak cesur adımlar, yarın doğabilecek derin kırılmaların önüne geçecek tek imkândır.
Belki de bu büyük adım, geçmişten bugüne biriken insan ahının, bastırılmış gözyaşlarının ve susturulmuş duaların kefareti olur. Çünkü bilinir ki; bir toplumda adalet diz çökerse, merhamet de susar, bereket de kaçar.
Bu nedenle çağrımız nettir: Adalet ertelenemez, merhamet lüks değildir, insan onuru pazarlık konusu yapılamaz. Devlet, gücünü kasasından değil; halkının duasından almak istiyorsa bu sese kulak vermek zorundadır.
Kalpleri ayağa kaldıralım.
Rakamları değil, vicdanları konuşalım.
Ve unutmayalım: Adalet ayağa kalkmadan, hiçbir hükümet gerçekten ayakta kalamaz.
Vesselam
Nevzat Aksoy
