Dolar 44,0738
Euro 51,2211
Altın 7.248,14
BİST 13.078,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Trabzon 10°C
Parçalı Bulutlu
Trabzon
10°C
Parçalı Bulutlu
Cum 11°C
Cts 8°C
Paz 7°C
Pts 8°C












Reklam

Ateş Çemberinde Akıl Arayışı Prof. Dr. Ata Atun

Ateş Çemberinde Akıl Arayışı Prof. Dr. Ata Atun
3 Mart 2026 01:06
334
A+
A-

İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan son çatışma dalgası, Ortadoğu’da zaten kırılgan olan güvenlik dengesini yeniden tartışmaya açtı. Bölgedeki gelişmeler yalnızca askeri bir gerilim olarak değil, diplomasi, enerji güvenliği ve uluslararası hukuk açısından da çok katmanlı bir kriz olarak okunmalı.

İran’ın son dönemde yürüttüğü müzakereler, başından itibaren karşılıklı güvensizlik zemininde ilerledi. Tahran yönetimi diplomasi kanallarını açık tutarak hem uluslararası kamuoyunda “diyalogdan yana” bir görüntü vermeyi hem de iç kamuoyuna karşı siyasi meşruiyetini korumayı hedefledi. Ancak saldırıların gerçekleşmesi, İran tarafında müzakere sürecinin bir güven inşası mekanizmasına dönüşemediği yönündeki görüşleri güçlendirdi.

Saldırının zamanlaması ve kapsamı, İsrail’in güvenlik stratejisiyle uyumlu bir çerçeveye oturuyor. “Önleyici operasyon” söylemi, geçmişte ABD dış politikasında da görülen ön alma doktrinlerini hatırlatıyor. Bu yaklaşım, potansiyel tehditlerin gerçekleşmeden etkisiz hale getirilmesini savunsa da, uluslararası sistemde meşruiyet tartışmalarını beraberinde getiriyor. Özellikle Irak ve Afganistan örnekleri, önleyici müdahalelerin uzun vadeli istikrar üretmekte ne ölçüde başarılı olduğu sorusunu yeniden gündeme taşıyor.

Kartvizit

Kartvizit Baskı

Markanız için modern ve profesyonel kartvizit tasarımları.

Hemen Sipariş Ver

Çatışmanın bölgesel etkileri ise şimdiden hissedilmeye başlandı. Bazı ülkelerin hava sahalarını geçici olarak kapatması ve uçuşların iptal edilmesi, güvenlik riskinin sadece çatışma alanıyla sınırlı olmadığını gösteriyor. Bu tür gelişmeler, lojistik hatları ve ticaret akışını doğrudan etkileyerek ekonomik belirsizliği artırıyor.

En kritik başlıklardan biri ise enerji güvenliği. Hürmüz Boğazı, küresel petrol ticaretinin önemli bir bölümünün geçtiği stratejik bir hat olmayı sürdürüyor. İran’ın bu bölgeyi bir baskı unsuru olarak kullanma ihtimali, uluslararası piyasalarda yakından izleniyor. Boğazın kapanması ya da geçişlerin risk altına girmesi, yalnızca bölge ülkelerini değil, küresel enerji fiyatlarını ve tedarik zincirlerini de etkileyebilecek bir senaryo olarak öne çıkıyor.

Siyasi açıdan bakıldığında, saldırının taraflar açısından farklı hedefler taşıdığı görülüyor. İsrail için İran’ın askeri kapasitesini sınırlandırmak ve ABD’nin desteğini sahada görünür hale getirmek öncelikli hedefler arasında değerlendiriliyor. Washington cephesinde ise kongre onayı tartışmaları, askeri kararların iç politik yansımalarını gündeme getiriyor. Bu durum, dış politika hamlelerinin iç siyasi dengelerle ne kadar bağlantılı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Rejim değişikliği tartışmaları ise mevcut tablo içinde temkinli ele alınmalı. İran’daki siyasi sistem, yalnızca liderlik düzeyine değil, kurumsal yapılara dayanıyor. Bu nedenle kısa vadede doğrudan bir rejim dönüşümü beklemek gerçekçi görünmüyor. Analistler, Devrim Muhafızları’nın sistem içindeki rolünün belirleyici olmaya devam edeceği görüşünde birleşiyor.

Önümüzdeki süreçte çatışmanın yönünü belirleyecek en kritik unsur, İran’ın vereceği karşılığın kapsamı olacak. ABD üslerine sınırlı misillemeler ile enerji hatlarını hedef alan daha geniş bir hamle arasında ciddi farklar bulunuyor. Bu tercih, yalnızca askeri dengeyi değil, bölgesel istikrarı ve küresel ekonomi üzerinde oluşacak baskıyı da şekillendirecek.

Sonuç olarak, Körfez’de yükselen gerilim kısa vadeli bir kriz olmanın ötesine geçme potansiyeli taşıyor. Diplomasi kanallarının yeniden işler hale gelip gelmeyeceği, tarafların askeri kapasitesinden çok siyasi hesaplarına bağlı olacak. Bu nedenle önümüzdeki dönemde en önemli soru, kimin ne kadar güç kullandığından ziyade, kimin gerilimi hangi noktada durdurmayı tercih edeceği olacak. Herkes kendi hamlesini “zorunlu” olarak anlatıyor. Oysa tarih bize gösterdi ki, zorunluluk diye başlayan pek çok karar, yıllar sonra “keşke” diye anılıyor. Ortadoğu’da barışın en zor yanı, kimsenin ilk adımı atmak istememesi değil; herkesin son sözü söylemek istemesi.

Prof. Dr. (İnş. Müh.), Doç. Dr. (UA. İliş.) Ata ATUN
Akademisyen, Girne Amerikan Üniversitesi
KKTC Cumhuriyet Meclisi 1. Dönem Milletvekili

haber yazarı ıstanbul spor guncel