Ölüm bir son değil, bir hesap kapısıdır.
Ölümden yaklaşık yarım saat sonra, bedende refleks diye bir şey kalmaz.
Kaslar gevşer; ağız açık kalır, göz kapakları yarı aralıktır.
Boşaltım sistemi tamamen çözülür, idrar akıntısı başlar.
Artık beden, ruhun emanetidir… ama emanet geri alınmıştır.
Ölümün üzerinden 24 saat geçtiğinde, çürüme başlar.
Solunumun durması, bakteriler için bir işarettir; çalışmaya koyulurlar.
İlk çökenler gözlerdir, sonra beyin, mide ve bağırsaklar…
Hayatta en çok korunan, en çok süslenen yerler, en hızlı teslim olanlardır.
Kilolu bedenler daha çabuk çürür,
tuzlu suda boğulanlar biraz daha geç…
En geç çözülenler ise kalp, mesane ve böbreklerdir.
Ne garip… Duyguların merkezi olan kalp bile, sonunda sessizce dayanır ve susar.
Mide ve bağırsaklarda bakteriler hızla çalışır, gaz oluşur.
Karın şişer. Deri yanık gibi su toplar.
Sülfür birikir, bedenin rengi siyaha döner.
Gün gün şişen karın bir süre sonra patlar, göğüs çöker.
Bu ses, mezarın üstünden duyulabilecek kadar gerçektir.
Ve ortalama dört yıl sonra,
insan dediğimiz o varlık,
sadece kemik olur.
Şimdi soralım kendimize…
Güzellik nerede?
Yakışıklılık nerede?
Servet, makam, mevki, kibir nerede?
Yeryüzünde kasıla kasıla gezen,
“küçük dağları ben yarattım” edasıyla yürüyen,
insanları küçücük aklıyla hor gören,
hayatı sadece statü ve geçici başarıdan ibaret sanan herkesin sonu işte budur.
Paranın satın aldığı insanların sonu budur.
Makam için karakterini satanların…
Yükselmek uğruna başkalarını ezenlerin…
Zulme uğrayanın sırtına basarak bir yerlere gelenlerin sonu budur.
Güzelliğiyle övünen,
hayatını makyaja, süse adayan,
cildi kurumasın diye her gün kremlenen bedenin de sonu budur.
Saatlerini fitness salonlarında aynaya bakarak geçiren,
tek hedefi kaslarını büyütüp sosyal medyada sergilemek olanların da sonu budur.
Çalışın.
Başarılı olun.
Üretin, insanlığa fayda verin.
Ama hayatı büyütmeyin.
Kendinizi büyütmeyin.
Çünkü toprağın altında unvan yoktur, takipçi yoktur, alkış yoktur.
Oraya sadece amel girer.
Sadece niyet girer.
Sadece erdem girer.
Geriye,
kime ne olduğumuz değil,
kime ne kattığımız kalır.
Hedef; daha çok kazanmak değil,
O’nun rızasını kazanmak olmalıdır.
Allah hepimize hayırlı bir ömür nasip etsin,
ölümümüzü de hayırlı eylesin.
Unutmayalım:
Ölüm bir son değil, bir hesap kapısıdır.
Yazan Hasan sağlam


