İKİLİ OYNAMAK: AHLÂKIN EN SESSİZ İHANETİDİR
İKİLİ OYNAMAK: AHLÂKIN EN SESSİZ İHANETİDİR
Nevzat AKSOY
Değerli okuyucularımız herkese dua ve selamla yazıma başlıyorum.
İkili oynamak, insanın yüzüne bakarak gülüp arkasından kuyusunu kazmasıdır. Kılıcı önden değil, arkadan saplamaktır. En tehlikeli düşman, saf düşman değildir; en tehlikelisi, dost maskesi takandır. Çünkü ikili oynayan, yalnızca bir kişiyi değil, güven fikrinin kendisini yaralar.
Adam satmak ise bu ahlâksızlığın kurumsallaşmış hâlidir. Menfaatin, sadakatin önüne geçtiği anda insan, artık bir şahsiyet değil; pazarlık konusu olmuş bir eşyadır. Bugün makam için, yarın para için, öbür gün korku için satılan adam; en sonunda kendisini de satar ama alıcısı kalmaz.
Resûlullah’ın (s.a.v.) şu ikazı boşuna değildir:
“Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner, kendisine emanet edildiğinde ihanet eder.”
İkili oynayanın sicili işte tam da budur. Yalanla başlar, ihanetle tamamlanır. Ve bu bir karakter meselesidir; şartlar değişse de huy değişmez.
İkili oynayanlar genelde kendilerini “akıllı”, “dengeci” ya da “politik” zanneder. Oysa bu, korkaklığın cilalanmış hâlidir. Çünkü hakikatin tarafını tutmak cesaret ister; iki tarafı idare etmek ise omurgasızlık. Resûlullah’ın şu uyarısı bu noktada tokat gibi iner:
“Bizi aldatan bizden değildir.”
Aldatmanın büyüğü küçüğü yoktur. Sözle aldatmak da ihanettir, susarak satmak da.
Adam satmak, sadece bir kişiyi ele vermek değildir; bir davayı, bir yoldaşlığı, bir geçmişi inkâr etmektir. Dün aynı sofraya oturduğunu bugün inkâr eden, yarın kendi adını da inkâr etmeye hazırdır. Çünkü sadakat bir kere delinirse, artık hiçbir yere tutunmaz.
İslam ahlâkı net konuşur:
“Mümin, mümine karşı tek yürek gibidir.”
Tek yürek olan yerde ikili oyun olmaz. Ya aynı saftasındır ya da karşısında. Arada duran, aslında her iki tarafa da yabancıdır.
Şunu da bilmek gerekir: İkili oynayanlar kısa vadede kazanıyor gibi görünür. Ama uzun vadede kimse onlara sırtını dayamaz. Çünkü herkes bilir: Satan, yine satar. Güven, bir kere kayboldu mu; ne makamla ne parayla geri gelir.
Ve unutulmamalıdır ki; ikili oynayan ve adam satan tipler, en çok “şartlar”, “zaman”, “mecburiyet” gibi kelimelerin arkasına saklanır. Oysa ahlâk, şartlara göre şekil alan bir elbise değil; zor zamanda belli olan bir duruştur. Herkesin sustuğu yerde konuşabilmek, herkesin sattığı yerde sadık kalabilmek erdemdir. Zor zamanda bozulmayan karakter, kolay zamanda zaten şaşmaz. Bu yüzden insanın kim olduğu; rahatken değil, menfaatle imtihan edildiğinde ortaya çıkar. Ve tarih şunu defalarca ispatlamıştır: Duruşunu koruyanlar kaybetmiş gibi görünse bile iz bırakır; ikili oynayanlar ise kazandığını zannederken iz bile bırakamadan silinir.
İkili oynamak zeka değil, ahlâk zaafıdır.
Adam satmak strateji değil, karakter çöküşüdür.
Ve en sert hüküm şudur: İnsan başkasını sattığı yerde aslında kendini bitirir.
Vesselam
Nevzat AKSOY
