BÜYÜDÜKÇE AĞIRLAŞAN HAYAT
BÜYÜDÜKÇE AĞIRLAŞAN HAYAT
Nevzat AKSOY
Değerli okuyucularımız, hepinizi dua ve selamla selamlayarak yazıma başlamak istiyorum.
İnsanın hayat yolculuğu, çoğu zaman geriye dönüp baktığında içini burkan bir özlemle başlar. Çocukluk… Takvim yapraklarının değil, kalbin ritminin belirlediği zamanlardı o günler. Sabah uyanınca omuzlara çöken bir sorumluluk yoktu; yarın korkusu, geçim derdi, yetişme telaşı bilinmezdi. Gülmek sebepsiz, sevinmek hesapsızdı. İnsan o zamanlar farkında değildi belki ama hayatın en hafif, en saf, en berrak günlerini yaşıyordu.
Zaman ise acımasızdır. Sessizce ilerler; fark ettirmeden alır elinden masumiyeti. İnsan büyüdükçe yükleri de büyür. Hayallerin yerini hesaplar, oyunların yerini sorumluluklar alır. Kalabalıklar artar ama yalnızlık da derinleşir. İşte o vakit anlar insan; çocukluğun aslında büyük bir nimet olduğunu…
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu hakikati asırlar öncesinden şöyle haber verir:
“İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit.” (Buhârî)
Çocukluk, bu iki nimetin en saf hâlidir. Sağlık yerindedir, vakit boldur… Fakat insan, sahipken kıymetini bilmez; kaybedince özler.
Büyüdükçe kalp yorulur. İnsan yaş aldıkça sevinçleri azalmaz belki ama dertleri daha ağır gelir. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurur ki:
“İnsan yaşlandıkça iki şey gençleşir: Mal hırsı ve uzun emeller.” (Buhârî, Müslim)
Bu hırs ve bitmeyen beklentiler, kalbin huzurunu sessizce kemirir. Oysa çocuklukta ne hırs vardır ne de uzun emel; sadece an vardır, sadece şimdi…
Bir de masumiyet meselesi vardır. Her insan dünyaya tertemiz bir kalple gelir. Nitekim Efendimiz (s.a.v.):
“Her çocuk fıtrat üzere doğar.” (Buhârî, Müslim)
buyurur. Hayatın darbeleri, hayal kırıklıkları ve günahların gölgeleri sonradan düşer insanın üzerine. Çocukluk, işte bu fıtratın en parlak hâlidir.
Bugün yetişkinler olarak içimizi sıkan şey belki de sadece dertlerin çokluğu değildir; o eski saf sevinçleri kaybetmiş olmamızdır. Geri gelmeyeceğini bildiğimiz o günlere duyulan özlem, kalpte ince bir sızı gibi durur. Bir çocuğun kahkahasını duyduğumuzda içimizin titremesi bundandır; çünkü o ses, unuttuğumuz bir dili hatırlatır bize.
Ne var ki umut tamamen kaybolmuş değildir. Çocukluğun kendisi dönmese bile, onun ruhu yeniden diriltilebilir: kanaatle, şükürle, teslimiyetle… Kalbi dünyanın yükünden biraz olsun arındırabilen insan, çocukluğun huzuruna bir adım daha yaklaşır.
Belki de mutluluk, geçmişte kalan bir zaman değil; kaybettiğimiz bir bakış açısıdır. Ve insan, kalbini yeniden saflaştırabildiği ölçüde, o eski günlerin huzurunu tekrar tadabilir.
Vesselam
Nevzat AKSOY
