MİRASI TÜKETENLER, MİRAS BIRAKAMAYANLAR
MİRASI TÜKETENLER, MİRAS BIRAKAMAYANLAR
Nevzat AKSOY
Değerli okuyucular, hepinizi dua ve selamla selamlayarak yazıma başlıyorum.
Bu yazıyı; düşünen, sorgulayan bir birey olarak geçmiş ile günümüz arasında bir muhasebe yapmak, bize nelerin bırakıldığını ve bizim geleceğe neler bırakacağımızı yeniden sorgulamak amacıyla kaleme aldım. Gayem; borçtan başka neyi miras bırakıyoruz sorusuyla vicdanlarda bir hassasiyet ve sorumluluk bilinci uyandırabilmektir.
Biz hâlâ ecdadımızın mirasını yiyoruz.
Taştan yapılmış köprülerinden geçiyor, kelimelerle inşa ettikleri medeniyet dilini konuşuyor, onların duasıyla yoğrulmuş bir coğrafyada nefes alıyoruz. Fakat asıl soru şudur: Bizden sonra gelenler neyi tüketecek?
Biz ne bırakacağız?
Ecdadımız yalnızca toprak bırakmadı; bir ahlâk, bir adalet anlayışı, bir ilim haysiyeti ve güçlü bir emanet bilinci bıraktı. Bir vakıf taşına “İncitme” yazdıran bir medeniyetin çocuklarıydık. Bugün ise camdan kulelerimiz yükseliyor, fakat vicdanlarımız alçalıyor. Daha çok biliyoruz belki; ama daha az hikmet sahibiyiz.
Geçmişin dehaları bize sadece eser değil, istikamet sundu.
Farabi, ilmi insanı kemale erdiren bir yol olarak gördü.
İbn Sina, bilgiyi nefsin terbiyesinden ayırmadı.
Yunus Emre, “Bir kez gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil” diyerek ibadeti bile ahlâka bağladı.
Mimar Sinan ise “Eserim insanı ezmesin” düşüncesiyle camilerini toprağa tevazu ile oturttu.
Onlar “Ne yapabiliriz?” sorusundan önce, “Ne yapmalıyız?” diye sordular.
Biz ise çoğu zaman “Ne kazanırım?” sorusuna sıkışıp kaldık.
Peygamber Efendimiz (sav) buyurur ki:
“İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır.”
Bugün kendimize dürüstçe sormalıyız: Varlığımız kime fayda sağlıyor? Gürültümüz mü çoğalıyor, yoksa hayrımız mı?
Yine buyurur ki:
“Kıyamet kopuyor olsa bile, elinizde bir fidan varsa onu dikin.”
Bu hadis, sonucu görmeye değil; sorumluluğu yerine getirmeye çağırır. Biz ise sonucu hemen görmek istiyor, kalıcı olanı dikmekten kaçıyoruz. Tüketiyoruz: zamanı, doğayı, insanı, anlamı… Ve sonunda çocuklarımıza borçlu bir dünya bırakıyoruz.
Ecdadımız bir çınar dikerken torunlarını düşünürdü.
Biz bir günü kurtarırken yarını ipotek ediyoruz.
Bugünün insanı, geçmişin emanetine sahip çıkmadığı gibi geleceğin hukukunu da gözetmiyor. Oysa emanet yalnızca mal değildir; ahlâk, bilgi, merhamet ve sorumluluktur. Bunlar aktarılmadığında medeniyet çöker; ayakta kalan sadece binalar olur.
Belki de asıl utanç verici olan şudur:
Biz onların yaptıklarını hayranlıkla anlatıyor, fakat aynı ruhu taşımaya cesaret edemiyoruz. Ecdadı övüyor; onları var eden değerlerle yüzleşmekten kaçıyoruz.
Şimdi durup düşünme vaktidir.
Biz, adımız anıldığında hangi cümleyle hatırlanacağız?
“Çok şey tükettiler” mi denecek,
yoksa
“Zor bir çağda, doğruyu savundular” mı?
Miras yemek kolaydır.
Miras bırakmak ise fedakârlık ister, ahlâk ister, sabır ister.
Ve belki de en önemlisi şudur:
İnsan, kendisinden sonrakiler için utanabiliyorsa hâlâ diridir.
Vesselam.
Nevzat AKSOY
