KALPTEN KOPAN İNSANLIK
KALPTEN KOPAN İNSANLIK
Nevzat Aksoy
Değerli okuyucularım, hepinize dua ve selamla yazıma başlıyorum.
Bir zamanlar aynı sofrada ekmeğini bölen insanlar vardı. Göz göze gelince başını çevirmenin değil, tebessüm etmenin edep sayıldığı günler… Şimdi ise kalabalıklar içinde derin bir yalnızlık dolaşıyor. Omuz omuza yürürken bile birbirimize dokunmamaya yeminli gibiyiz. İnsanlar günden güne birbirinden soğuyor; bu soğukluk mevsimden değil, kalpten geliyor.
Modern zamanlar hızla akıyor. Zaman kazanmak adına duygularımızdan feragat ediyoruz. Mesajlar kısalıyor, selamlar eksiliyor, sabır neredeyse lüks hâline geliyor. Birbirimizi dinlemek yerine susturmayı, anlamak yerine yargılamayı tercih ediyoruz. Herkesin konuştuğu ama kimsenin kimseyi duymadığı bir çağdayız. Bu gürültünün içinde kalpler sessizce üşüyor.
Oysa insan, insana emanettir. Bir bakış, bir hâl hatır, içten bir “nasılsın?” insanın içini ısıtmaya yeterdi. Fakat artık bakışlarımız ekrana, kalbimiz mesafeye kilitli. Yakın olmak için uzaklaşmayı seçiyor, korunmak adına duvarlar örüyoruz. O duvarlar yükseldikçe merhamet azalıyor; merhamet azaldıkça insanlık yorgun düşüyor.
Bu soğumanın en acı tarafı, fark edilmeden gerçekleşmesidir. Kimse “Bugün kalbimi kapatıyorum.” demiyor; ama her gün biraz daha kapatıyor. Küçük kırgınlıklar büyüyor, affetmenin yerini haklı çıkma çabası alıyor. Oysa affetmek insanı küçültmez, kalbi büyütür. Haklı olmak, bazen bir kalbi kaybetmeye değmez.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hakikati asırlar öncesinden bizlere haber vermiştir:
“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.”
Bu kısa ama sarsıcı hadis, bugünün dünyasında yankısını daha güçlü bulmaktadır. Çünkü merhametin azaldığı her yerde insanlar biraz daha yalnızlaşır. Merhamet, insanı insana bağlayan en sağlam bağdır; koptuğunda toplum çözülür, kalpler dağılır.
Yine başka bir hadis-i şerifte Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Sizden biriniz, kendisi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe iman etmiş olmaz.”
Bugün belki de en çok kaybettiğimiz şey budur: Başkası için sevebilme yetisi. Kendi konforumuz, kendi doğrularımız, kendi yaralarımız… Hep “ben” diyoruz. “Biz” demeyi unuttukça aramızdaki mesafe biraz daha artıyor.
İnsanlar birbirinden soğuyor; çünkü güven azalıyor. Güven azalıyor; çünkü samimiyet zedeleniyor. Samimiyet zedeleniyor; çünkü kalpler yoruldu. Herkes güçlü görünmeye çalışırken kimse yorgunluğunu göstermiyor. Oysa insanın insana en çok yaklaştığı an, kırılgan olduğu andır. Bir yarayı paylaşmak, bir gözyaşını saklamamaktır gerçek yakınlık.
Bu soğukluğu kırmak büyük devrimler gerektirmez. Küçük ama sahici adımlar yeterlidir: Bir selam, bir tebessüm, bir susup dinleme cesareti… Merhameti yeniden hatırlamak ve hatırlatmak… Çünkü kalpler sert sözlerle değil, yumuşak bir dokunuşla ısınır.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:
“Ben insanlara neden soğuk geliyorum?”
Bu sorunun cevabı, başkalarını değil kendimizi değiştirmeye çağırır. Zira dünya, başkalarının düzelmesini bekleyerek değil; kendi kalbimizi ısıtarak güzelleşir.
İnsanlar günden güne birbirinden soğuyor, evet. Ama bir kalp ısınırsa, bir başkası da ısınabilir. Merhamet bulaşıcıdır. Yeter ki ilk adımı atacak cesaretimiz olsun.
Vesselam
Nevzat Aksoy
